George Orwell’ın Hayvan Çiftliği Bize Ne Söylüyor?

George Orwell’ın Hayvan Çiftliği romanı, her ne kadar Sovyetler Birliği’nin kuruluşu ve Stalinizm eleştirisi olarak yazılmış olsa da, zamansız yapısı gereği güç, otorite ve kitle psikolojisinin olduğu her dönem ve ülke için geçerli sosyopolitik dersler barındırır.

Güçlü romanlar, basitçe bize çok şey anlatır. Anlayana çıkarılacak çok şey vardır da… Neyse özetle, kısaca bi bakalım;

Dilin Eğilmesi ve Söylem Değişikliği (Propaganda)

Squealer (Genç Domuz), çiftlikteki kuralların ve geçmişin hayvanlar tarafından yanlış hatırlandığını iddia ederek tarihi ve kuralları sürekli yeniden yazar, biliyorsunuz. “Bütün hayvanlar eşittir” ilkesi, zamanla “Bazı hayvanlar daha eşittir” haline bu sayede gelmiştir.

Siyasi söylemlerin, ekonomik verilerin veya geçmişte söylenen sözlerin konjonktüre göre hızla değiştirilmesi sıkça yaşanır. Dün “ak” denilen bir politikaya veya ittifaka bugün “kara” denilebilmekte ve bu durum medya gücüyle kitlelere normal, hatta gerekli bir strateji gibi sunulabilmektedir. Tanıdık geliyor mu? dilimize ve günlük kullanıma neden bazı kelimeler giriyor, anladınız mı? (Aynını 1984 romanında da görüyoruz!..)

“Dış Güçler” ve Sürekli Bir Düşman Algısı

Çiftlikteki her olumsuzluğun, kıtlığın veya yıkılan yeldeğirmeninin arkasında sürgün edilen Snowball (Kartopu) ya da komşu çiftliklerin sahipleri (insanlar) vardır. Napolyon, hayvanları korkuyla yönetmek için bu hayali tehdidi sürekli sıcak tutmaktadır.

Ekonomik krizler, toplumsal kutuplaşmalar veya siyasi başarısızlıklar sıklıkla “dış güçler”, “faiz lobisi” ya da “iç mihraklar” gibi soyut ve her an suçlanmaya hazır odaklara bağlanır. Toplumda sürekli bir “kuşatılmışlık” hissi canlı tutulur. Bu kesin tanıdık geldi ama değil mi?

Sadık ve Sorgulamayan Kitleler (Boxer Profili)

At Boxer, çiftliğin en çalışkan ama en saf karakteridir. Ne olursa olsun “Napolyon her zaman haklıdır” ve “Daha çok çalışmalıyım” mottolarıyla hareket eder. Kendi sömürülüşünü göremez.

Ekonomik zorluklara, enflasyona veya adaletsizliklere rağmen, destekledikleri siyasi iradeye koşulsuz bir sadakat besleyen, “Vardır “liderin” bir bildiği” mantığıyla hareket eden ve fedakarlık yapmaya hep hazır olan bir kitle sosyolojisi mevcuttur.

Kuralların ve Kanunların Kişiye/Zümreye Göre Esnemesi

Domuzlar yatakta yatmayı, alkol almayı ve insanlarla ticaret yapmayı yasaklayan “Yedi Emir”i kendi çıkarlarına göre gizlice değiştirir ve kendilerini ayrıcalıklı bir sınıf haline getirirler.

Kanunların, hukukun ve liyakat sisteminin elit bir zümreye, iktidara yakın çevrelere veya “ayrıcalıklı” kişilere göre esnetilmesi; liyakat yerine sadakatin ön plana çıkması, romandaki domuzların yönetim kadrosunu tekelleştirmesiyle benzerlik göstermiyor mu?..

Medya ve Gerçeğin Tekelleşmesi

Çiftlikteki tek bilgi kaynağı Napolyon’un emirleri ve Squealer’ın yaptığı açıklamalardır. Başka bir sesin çıkması, hainlik veya rejim düşmanlığı olarak adlandırılır.

Medyanın büyük bir bölümünün tek bir merkezden, benzer manşetlerle yönetilmesi (ana akım medya) ve muhalif ya da eleştirel seslerin “foncu”, “terör sevicisi” veya “vatan haini” ilan edilerek marjinalleştirilmesi, romandaki bilgi tekelini andırmanın da ötesinde değil midir?…

Hayvan Çiftliği, sadece bize özgü değil, popülizmin, gücü elinde tutanların otokratikleşme eğiliminin ve kitle manipülasyonunun olduğu her “modern” toplumda kendinden bir parça bulabileceğiniz evrensel bir aynadır. Romanın sonunda domuzların insanlara dönüşmesi gibi, sistemleri değiştirmek iddiasıyla gelen yapıların zamanla eleştirdikleri eski sistemlerin bizzat kendisine dönüşmesi, insanlık tarihinin en büyük ironilerinden biri değil midir?..

Yazı altı elemanları

Düşüncelerini paylaş...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir